Pazartesi

bir tereddütün romanı 1.



" Beni yalnız bırakmayınız. "

*

" Parlak bir güneş ortalığı kesiyordu; ve düşündüm ki ölüm güneşin negatifidir; onun için geceye benzetiliyor. "

*

" - Bak! Şu ışıklar birdenbire sönüverse... İşte ölüm. "

*

" Ölüme ve güneşe, diyor, sabit bir gözle bakılamaz. "

*

" Mualla kitabı kapadı. Hayır! Okuyamıyacak. Bir roman kahramanı, her şeyden evvel, kendisiyle beraber yaşanacak sevimli bir arkadaş olmalıdır. Mualla' nın böyle ne kadar dostları var. "

*

" ' Bir Adamın Hayatı ' . Ne hayat! Muharrir mi? Kim bu adam? Muharrir olacak. Türk. Niçin böyle bir otelin yatağında kıvranıp duruyor? Aman o çay. "

*

" Trista' nın ikinci perdesini yazarken Vagner' in geçirdiği ruhi anlar nerede? ' Gökte parlıyan yıldızlar ve etrafımda deniz - mazi nerede, ati nerede? Pembe ve saf bir aydınlık içinde hep yıldızlar görüyorum ve sandalım küreklerin tatlı şıpırtıları arasında kaybolup gidiyor. '

*

" Öleceksin. Emin ol ki ölürsün! "

*

" Mualla çok kitap okumazdı. Çoğunun sahifelerini karıştırır, daima tereddüt içinde kalır ve beğenmeyince kitabı elinden bırakırdı. Fakat bir kerede beğenirse onu tekrar tekrar okur, elinden düşürmez. Konağın kütüphanesinde ciltleri kopmuş, yaprakları kirlenmiş ve yıpranmış, köşeleri bükülmüş, orasına burasına işaretler konmuş sahife kenarları ve satır altları kalemle çizilmiş kitaplar Mualla' nın sevdikleridir. "



Peyami Safa
Bir Tereddütün Romanı




Karanfilsiz.

Cumartesi

Huzur.



" Mümtaz onun kat kat yığılan perdelerini istediği kadar zorlasın; tanıdığı, bildiği hiçbir şeyi göremezdi. Kül rengi bir tıkızlık, akışı bile belli olmayan bir nehir gibi, başta kendi varlığının şuuru olmak üzere, her şeyi alıp götürürdü. Bu ömür dediğimiz şeyle beraber yürüyen bir nevi küller altında Pompei idi. "

*

" İçimdekini görecek olduktan sonra... " Aylardır her tarafta yalnız içinde bulunanları görüyordu. O da biliyordu ki, bütün bu gördüğü, önünde durduğu şeylerde ne şaşılacak, ne de öyle korkulacak bir taraf vardı. 

*

" Aylardır ki Mümtaz' ın dış alemle teması böyle oluyordu. Ona her şey Nuran' la aralarındaki dargınlığın içinden geçerek, onun tarafından havası, rengi, mahiyeti bozularak geliyordu. Uzviyetinde bir gizli zehirlenme vardı; onun değişikliklerine göre etrafla konuşuyordu. "

*

Darlık, ıstırap, sandığınız gibi az bulunur şeyler değildir; hele sizler hayatınızdan bir kere soyunun, biz size ümitsizliğin her çeşidini bulmağa hazırız. 


Ahmet Hamdi Tanpınar
Huzur


Bu kitabı okumama vesile olan Asr' ıma içten teşekkürlerimle,


Salı



" biri yürüyor güneşli kıyı boyunca,
gölgesi tutmuş elinden, birlikteler.
gök kof. "





He Shot Me Down Bang Bang


Seni bir gün en yakının ele verirse eğer;
Öğren susmasını ve ağlamamasını.
Bir kavanozun içinde mavi bir gül yetiştir
Her gün daha çok yaşayan
Bir masalın ağzını kapat ve yat geniş odalarda
Bir oksijen çadırında.
Ona kötü bir şey olsun istedim
Bana aşık olsun istedim.


Lale Müldür


Pazartesi




" Onun yumuşak ve şekilsiz varlığı her şekli, her iradeyi, hatta düşünceyi bile kabul edebilirdi. Fakat bu sert kaya parçaları hayattan ebediyen uzaktılar; rüzgar eser, yağmur yağar, zerre zerre ufalırlar, dev cüsselerinde derin izler, oluklar peydahlanır fakat hiçbiri onlardan ilk felaketin eliyle yoğrulup kaldıkları hali gideremezdi. Onlar hayat yolunun üzerinde soracak belli hiçbir sualleri olmadığı için, her suali birden soran sonsuz zamanın içinden gelmiş zalim, haşin sembollerdi. "


Ahmet Hamdi Tanpınar
Huzur

Pazar



İBRAHİM

İbrahim
İçimdeki putları devir
Elindeki baltayla
Kırılan putların yerine
Yenilerini koyan kim.

Güneş buzdan evimi yıktı
Koca buzlar düştü
Putların boyunları kırıldı
İbrahim
Güneşi evime sokan kim.

Asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
Buhtunnasır put yaptı
Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
Güzeller bende kaldı
İbrahim
Gönlümü put sanıp da kıran kim.


Asaf Halet Çelebi

Cumartesi



SEVMEK DE YORULUR


Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım
Bana bunu sessizce anlatıyorlardı
Bir yerde onların yönlerinden
Alımlı bir zarf katlanmıştı uzaktaki
Bulvarların geceye vurdukları
Çağırmasız kır günlerini zararsız akrepleri
Uzunlamasına yaşayıp yatay bir çocukla kalkan
Bir sürü alışkanlıklar taşıyan 
İnsanlığımızı gülüşü yalnızlar çarşısında
Çağrılmış gümüş seslerini aynadaki yüzlerin
Başkası sevsin diye en seçkin yerine
Bir şal gezdirirdi
İnsanlığımıza bir şey getirirdi yalnızlarla.

Bir sen varsın hep saçların ağzın
Bir merdiven hücresinde
Uzak çağrışımlarla koşardın ya bensem
Seni sonsuz gelişinle
Saçından tanıyor, gülüşünden kaçıyor
Eğilip başını içlerimden geçtiğin zaman
Uzağa bir yolcuya karşı çıkar gibi
Artık gecikmiş alışıldığım gidişinle
Davranılmaz üstünde durulmaz
Hiçbir tüfeğe gelmez bir kekliksem

Yüzün soygundan geçmiş öyle bir yerde
Durmuş ki bakışın boynun bozgun
Üstünden bir nehir geçer gibi
Ya gecedir ondan ya bulanık sudan
Bir hasta gibi ağrımaktasın.

Gelişini aldım onu nasıl harcadım
Denizden bulanıp okyanusa
Selam çakan vapurun
Sevindik adımına birden parka çekildik
Ve birden nasıl bayram bıyıklı
Bir yaylım herkesin yaydığı bir merhabayla
Eğip başını içlerimden gittiğin zaman
Uzağa bir yolcuya çıkar gibi.

Selini üstüme çektin önce
Camdan bir mektup dolabının
Üst üste sayısız koridorunu yüzüme yakın
Başını duvara değdirmiş bir benzetişle
Josef Ka benzeri bir bakışındı
Ya da konuşmayı kesip aman sen
Öyle bir gittin ki benimle.

Piknik beni sana verdi önce
Gelişen güneş yalnızlıktan bir göze
Eski ellerin
Ve çağlarınla bir şeye uzanmış etin
Ve hançerinde zamana saf durmuş
Son gidişindir bu.

Bunların hepsi beni çağırıyorlar sevinçlerimden
Biri denizdir uzun boylu gürültüsüyle
Zaten hangisi kavak zürafası değil
Biri bütün yan odaları bekler
Kuşkulu geçer camlardan
Ve bırakır yerini bir koridor bekçisine.

Haydi sen bütün onlara git benimle
Son sigaramdın
Gidişin antinikotin
Birden bir şey mutlu eşit piyano çalıyor
Elleri iki çeşit durgun
Gerçi çıkmıyor gelenlerin karanlığa duranların
Suya inen sesleri.

Tam şimdi denizinle
Bir çakıl taşına yaklaşıyor
Kuma çok yakın bütün kesitlerinle
Bakıyor ve bunalıyorsun.

Tam şimdi ipe koşan
Beni elleriyle alkışlayan
Ağrıyan bir gün geliyor.



Cahit Zarifoğlu


Cuma

II. Gençlik.



Saint Antoine' in Güvercinleri' nden,


Ruhum, İlhan Berk köprüden geçiyor duyuyor musun?






AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP


incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu.


gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesin n' olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik; bitti
köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.


Hasan Hüseyin Korkmazgil


14 Nisan 1314

Bu sabah anın yolladığı demeti çözüp karanfilleri suya koyar iken bir dem olup gözlerim daldı. Çiçekler elimde, kaldım öyle. Yağmur yağıyor idi. Havada fazlasiyle kasvet var idi. Velakin güneş var iken de olur. Meserret iktiza ettiği dem kederlenirim. Babaannem derdi ki, insan hiçbir şeyi ziyadesiyle arzu eylemezse neye gam, kesavet çeksin? Şimdi düşünüyorum ki, elde midir bu? Yirmi üç yaşındayım ben. Kaderimden çok bir şey istemedim ki.

Matmazel Noraliya' nın Koltuğu

Peyami Safa

Perşembe

yağmur kaçağı.



Yağmur Kaçağı

Elimden tut yoksa düşeceğim
Yoksa bir bir yıldızlar düşecek
Eğer şairsem, beni tanırsan
Yağmurdan korktuğumu bilirsen
Gözlerim aklına gelirse
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yağmur beni götürecek yoksa beni.

Geceleri bir çarpıntı duyarsan
Telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
Sarayburnu' ndan geçiyorum
Akşamsa eylülse ıslanmışsam
Beni görsen belki anlayamazsın
İçlenir gizli gizli ağlarsın
Eğer ben yalnızsam, yanılmışsam
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yağmur beni götürecek yoksa beni.


Attila İlhan



Çarşamba

YALNIZIZ.



  • Mahzunluğun baygınlık derecesini bilir misin?



Peyami Safa.

matmazel noraliya' nın koltuğu.


14 Haziran 1328

Ağlamak Cenab- ı Hakk' a isyandır. Babaannem cennetin anahtarı sabırdır, der idi. Öyle günlerim olur ki dakikalar kurşun gibi ağırlaşıp geçmek bilmez. Gündüz dahi mumları yakıp koltuğuma oturur ve zamanı unutmaya çalışıp hayalata dalarım. Ve sonra Allah' a sorarım: Seni benden ayıran bu karanlık duvar nedir?

Ve zamanı unutmak için artık oturduğum katta saat dahi bulundurmayacağım.

Beni bana ve dünyaya bağlayan her şeyi unutmam lazımdır.


Matmazel Noraliya' nın Koltuğu

Peyami Safa

Salı

GÜN.


TETİĞİ ÇEKERSEN MERAK ETTİĞİN HER ŞEYİ ÖĞRENİRSİN. 

yavaşça gel, otur.



Viens lentement t' asseoir 


Akşamın, sakin ışığın çiçeklerini örttüğü
Yerin yakınına
Yavaşça gel, otur.
Gecenin sende sızmasına izin ver
Biz çok seviniyoruz onun
Dehşetli denizinin, dualarımızı bulandırmasına.
Yukarıda, yıldızların saf kristali yanıyor,
İşte en net ve en yarı saydam gök kubbe,
Sadece mavi bir göl ya da mihrabın nakışlı bir camı
Ve arasından bakan gökyüzü işte.
Bin sesli büyük sır
Senin etrafında konuşuyor
Bütün doğanın bin yasası
Etrafında kımıldanıyor
Görünmezliğin gümüş yayları
Ruhunu nişan tahtaları için
Ruhunun şehvetini alıyor.
Ah, temiz kalp ama korkmuyorsun!
Ama korkmuyorsun
Çünkü inanıyorsun bütün dünya iş birliği yapıyor
Hayatı yeşerten
Ve sende gizemi beliren bu aşk için.
Hadi, sakince uzat ellerini,
Ve yavaşça tap;
Sana büyük bir saflık nasihati
Yüz, tuhaf bir altın sarısı gibi
Gök kubbeye ait gece yarılarının altında.


Emile Verhaeren


Çeviri: Damla Yazar



Pazartesi



Solipsiz

Suyu tarif ediyorum:
Sessizdir
Üşümez
Küçük şeylerin tanrısı
İçinde camlar taş olur.
Birkaç gömleği vardır
Ütülemez.
Gümüş çalar, ispinoz avlar
Romen yazarları hiç bilmez
Uyku hapı alır
Kırçıllı gecelerde
Sirenleri duymak
Yıldızları batırmak istemez
Alışkındır
Veda etmez.
Beyaz fırtına, en sevdiği
Manolya.

Sana bakınca kendimi görüyorum...
Cevap vermez
Ne aptallık
Eko beklemek.


Pelin Batu



NİLÜFER


Ben oraya koymuştum, almışlar,
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.

Kışken ilkyaz, sularımda açardı;
Buzlu dağlar gibisine kaçıracak ne vardı?
Eski defterlerde sararırmış yaprak.
Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.

Bir ışıktı yanardı gecelerde;
Akşam, çiçekler uykuya yattı,
Sardı karşı kıyıları karanlık.
Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.


Behçet Necatigil




Pazar

keşke dikenler anlayabilse.



Keşke Dikenler Anlayabilse

Ey şu mezarlar arasında oturan!
Yatanları toprak ve kurt olmuş çoktan!
Ey dostum şu ağladığın kimse var ya;
Şüphe yok,
Ya bir sırdaş, ya bir dost, ya bir kurt,
Ya da de ki en iyi insan.

Lakin,
Yarın onu unutacaksın.
Bana gelince;
Toprak altındayım ömrümce,
Söküyorum kokuşluğumun artıklarını,
Nice değerli istekler önemsiz oluyor hemen.
Fani yaşamımızın bir anında ve de aniden.

Ey kuruş kuruş servet yığan!
Gündüzünden evvel, gecesini tüketen,
Günlerin de yıllar gibi beyhude!
Altından gayrı rengin kalmamış,
Bir kör gibi nereye gittiğini bilmeyen...


Mihail Nuayme

Cumartesi




VEDA

Silahlara veda
Geceye, rüyaya ve sana
Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
Düzenlerin çıkmazına.

Çizdiğim resmin
Saat kulesi ağlıyor
Ağzım o çeşit yok
Şişe bu çeşit var.

Sen bir gece gelsen
Güneş doğmasa
Gitmeden yine gelsen
Bu yeni geleni
Bu bize bakanı
Sana bir anlatsam
Güneş doğmasa.

Sandıkların içini göstersem sana
Çizdiğim resmin

Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
Bir rafa koyabilsen
Olup biteni ve onları
Sabaha kadar konuşsak
O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
Ateşi karı tüfeği çeksem
Ocağa pencereye kapıya

Kemana veda
Yağmurda şeytan ve şapkası
Silahın ölümünü kutluyorum

Tren kaçırmış gibiyim
Sana veda.


Sezai Karakoç


until we bleed.

Perşembe



SİYAH BEYAZ

Beni dünyadan ötelere götürdün
Kollarımı bağladın dur dedin
Tuz kokan geceler dur dedi
Durdum, bekliyorum, gelme

Ay aydınlık gece kara
Gözlerimin ardında karanlık ölesiye
Canlı ve cansız ne varsa sımsıkı
Bu saat daha yakın daha el ele
Şimdi yalnızlığımdan utanıyorum
Durdum, bekliyorum, gelme.

Bunu ta başından biliyordun
Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
Bozkırdan günün son treni geçecek
Ben her şeye ardından bakacağım
Bunu ta başından biliyorum
Durdum, bekliyorum, gelme.

Artık ne sen konuşmalısın ne başkası
Yaşamak adına geçtik bütün değerleri
Beyazın en orta yerinde duydu yürek
Bu rüzgar tutmaz insanı uzun boylu
Bu rüzgar serseri

Şimdi kavramların ve cümle rüzgarların dışında
Durdum, bekliyorum, gelme.

Gülten Akın

Çarşamba


















" - Kim o? Sevgilin mi?

  -  Hayır, sevgilim başka. O bir memleket, Simeranya, dünyada olmayan bir yer. Benim icadım. Sıkıldım mı kendimi oraya atarım.

  - Ne hoşsun. Beni de götür oraya.

  - Simeranya' da yalan yoktur.

  - Kadın yok mu?

  - İnsanlar gölgelerdir. Konuşmadan anlaşırlar. Birbirlerinden hiçbir şey saklayamazlar. Seni görür görmez bir Simeranya kadınına benzettim. Elbisenin içinde yalnız ruhun var. Yüzün bir örümcek ağı. Gözlerinde sen dolusun. Gurur ve yalan yok. Seni sevmek istiyorum. Bu bir hayal. Simeranya gibi sen de yoksun. "


Peyami Safa

anemon.



(...)

" Uyu benim yalnız gözüm, gözler terk edilen şeylerle doludur
Onların bize baktıklarını görür gibi oluruz
Bizim onlara baktığımız gibi oradan
Uyu benim defne aynam bırak onları
Bırak onları girip çıksınlar yarı açık pencerelerden
Gölde kayan dolaşıcı sazlar gibi
Uyu benim ıslak boğazım unut yeşil lekeleri
Unut uzun nehirleri geçici altınlarını onların unut
Biliyorsun ki nehirler altın ölülerle doludur. "

Lale Müldür




Salı


(...)
" Dikiş diken kız penceresinde ilk kez mutlu
Denize bakan evler kahveler ilk kez mutlu
Hiç korkmamalı artık Lambodis
Eleni hiç korkmamalı
Bütün güvercinler havalandı kimse korku nedir bilmeyecek
Her şeyin uyandığı bir saatte
Aşk başlayacak
Her şey duracak
Bir kızın elleri elbisesine uzanmışken duracak
Saint - Antoine' in tavanı bir başka tavana doğru yürüyecek
Kapı bir başka kapıya doğru
Hiçbir şey küçüleyim demeyecek
Daha bir büyüdüğünü göreceğiz gökyüzünün
Daha bir mavi denizi
Gözlerden gözlere bir esmerlik halinde o aşk gidecek
En güzel şarkılarla şimdi İstanbul' a gelen o
Şimdi herhangi bir yerde kızın elleri ağzı onun için büyüyor. "
(...)


İlhan Berk


ben ruhi bey nasılım / VI



Nasıl olacaksınız Ruhi Bey
Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey
Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi bey
Böyle sabah sabah Ruhi Bey
Akşam akşam Ruhi Bey
Akşam sabah Ruhi Bey
Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey
Yakalım Ruhi Bey, yakalım
Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey,
Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey
Ne olur ne olmaz
Önümüz kış Ruhi Bey
Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey


Edip Cansever

Pazartesi

evli misiniz ya da tunus çok mahremdir.


Evli Misiniz Ya Da Tunus Çok Mahremdir 

Onu ne kadar sevmek bazı sularda
Bazı evlerde bazı kayboluşlarda biraz
Bakılıp tutulan gibi bir bir ellerin çarşısında
Bir tabak, bir örtüye kolunu çarptırarak
Oysa her türlü silahlarla biraz sıkıntı
Sanırım çok belli bir küçümseme ölü dudaklarında
Ya da giderek belki bir avuç susmayla oradan
Koşulup aşka yazılmak en iri puntolarla
Böyle ansızın işte yetişip sana gelmek
Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.

Ben ilerlemiş çiçek, biraz başkalık
Çok yerli bir gülümseme cami avlularında
Gelinip bulmak gibi sonra çocuklar, çocuklarla
Bir yüzü, bir korkuyu yıllarca sevişmiş olarak
Olarak pek eski bir odanın aşınmış koltuğunda
Gidilmiş subaylarla yok, durulmuş gelinlerle toy
Aç kapaklı bir kutu, çal çıngıraklı bir saat
Yani her sabah uğrayan evlerin çokluğunca
Böyle ansızın işte her yerden sana gelmek
Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.

İyiydim, karşı karşıyaydım bir nihilist bakışıyla
Oysa gel uyaklı göz, git konuşmalı bir ayak
Olup da olmamak sanki en açık anlamında
Ya da her türlü silahlarla biraz buluşmak
Buluşup ayrılmak hemen o mağra baskınında
Bu kaçıncı eşkıya, çıkarın gözlerimden
İstemem, gittiğin öyle donmasın bakışlarda
Bir tiren bir tiren daha; hızında bir daha öpmek
Yani pek bulunmayan uyurken kanımızda
Değil ki ansızın işte bir evrene büyümek
Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.


Edip Cansever


köşe.



KÖŞE

1.

Saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
Saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
Tarif edilemez güllerin yankısı gözlerin
Gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
Sen kaç köşeli yıldızsın

Fabrika dumanlarında resmin
Kirli ve temiz haritaları doldurmuşsun
Hatırasız ve geleceksiz bir iç deniz gibi
Aşka veda etmiş topraklarda durmuşsun

Benim geçmiş zaman içinde yan gelip yattığıma bakma
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Bir tek köşen bile ayrılmamışken bana
Var olan ve olacak olan bütün köşelerinin sahibi benim
Ben geleceğin kara gözlü zalimlerindenim
Sen kaç köşeli yıldızsın


Sezai Karakoç / ( 1954, Nisan )

Pazar

yalnızız.


- Yorgundum. Tuhaf baktınız çok. Birine mi benzettiniz beni? Niçin sordunuz öyle? Birdenbire, tuhaf. Şaşırdım. Fakat bir şeyler hissediyorum. Ama nedir, bilmem ki. Yalan söyledim mi bugün? Tabii söyledim. Söylemişimdir mutlaka. Hatırlamıyorum. Mesela sizi tanıyorum dedim ya, tanımıyorum. Tanımak için söyledim bu yalanı. Geçip gitmeyesiniz diye. Hiçbir şey ümit edemem sizden. Hiçbir erkekten ümit edemem. Fakat siz ne tuhaf baktınız. Niçin? Merak ediyorum. Yoksa gelmezdim buraya.

- Seni sevmek istedim, bir an için. Böyle bir his gelip geçti. Geçmedi daha. Fakat geçer. Benim böyle birçok hayallerim var: Simeranyam var.

Peyami Safa - Yalnızız

Perşembe

l' amant.



" Oradaydı. Arkadaki oydu. O belli belirsiz şekil, hiç kıpırdamayan gölge... Vapurda ilk karşılaştıkları günkü gibi küpeşteye dayanmıştı. Onun kendisine baktığını biliyordu, kendisi de ona bakıyordu. Artık göremese de yine de siyah arabaya doğru bakıyordu. Sonunda hiçbir şey göremez oldu. Liman silinmişti. Ardından kara.
Bir gece, Hint Okyanusu' nu geçerken ana güverteden aniden Shopen' in bir valsi yükselmişti. En ufak bir esinti yoktu ve müzik gemide dört bir yana yayılmıştı. Gökyüzünün neyle ilgili olduğu bilinmeyen bir buyruğu, Tanrı' nın anlamı çözülemez bir isteği gibi... Ağlamıştı. "




" Dinle... Senden önce acı nedir bilmezdim. Seninle olmak, seninle olmak isterdim ama gücüm kalmadı. Hiç gücüm kalmadı. Ben ölüyüm. Seni arzulamıyorum. Bedenim artık beni sevmeni istemiyor. "


" O akşam anladım. Sadece şunu anladım:
Bir gün annemin hayatını yazacağım. Kadastro memurları tarafından elinden alınan, devlet memurları tarafından soyulan hayatını. Yazmak... Anın ötesinde gördüğüm şey bu, o büyük çölde... Hayatımın uzayıp gidişini gördüğüm o kıvrımların altında... " 




" Savaştan yıllarca sonra, evlenmelerden, çocuklardan, boşanmalardan yıllarca sonra karısıyla Paris' e gelmişti. Ona telefon etmişti, seni vermişti, sesi titriyordu. Sesi titredikçe de Çinli ağzını yeniden buluvermişti. Kitaplar yazdığını biliyordu, ortanca kardeşinin öldüğünü de öğrenmişti. Onun adına üzülmüştü. Sonra ne diyeceğini bilemez olmuştu ama sonunda söylemişti. Her şey eskiden nasılsa öyleydi, onu hala seviyordu. Onu sevmekten hiç vazgeçmeyecekti. Onu ölünceye dek sevecekti. "



Çarşamba


(...) Şu saatte yağmurlu caddelerine yansıyan ışıklarıyla, akıp giden insanlarıyla, uzaktan dahi hep sesi duyulan, ışıkları parlayan şehrin içine girmek istedi. İnsanlara çarpmak, pardon demek, yol sormak, minibüslerde para uzatmak, balık almak istedi. O da kalabalıkta yürüyen başlardan bir baş olsun, penceresi ışıklardan bir ışık olsun istedi.





(...)

Cemal kollarını sallamaya çalıştı. Ama bacakları hamur gibi yumuşamıştı. Hemen yanındaki yaşlı meşe ağacına sarıldı. Kabuklar serindi, başını dayadı. Bu meşe dünyada kalan son yakınıymış gibi geliyordu ona. Gözlerini kapadı. Başı dönüyor, dönüyordu. Birden içinden bir sel boşandı. Mangalı devirdi. Bütün bir geceyi korların yanına boşalttı. Tutunduğu meşe ağacının hemen dibine uzandı. Sonrasında çok ama çok hafiflediğini, kötü bir şeylerin bittiğini duydu. Biri, galiba Sabri Bey, kafasının altına minder koydu. Anlayamadığı konuşmalar oldu. Kırçıllı sesin " Islak orası ıslak... " dediğini duydu, sonra bir başkası " Tüü... Benim şapka değil mi ya o? " dedi. Gözlerini açtı. Yıldızlar tepede ve her zamanki yerlerindeydi. Tekrar kapadı. Yaprakların ıslak kokusunu duyuyordu. Bu gece ilk defa rahattı. Gülümsedi. " Siz gidin, uyuyacağım ben burada? "

Şu İnsanlar / Mangal Sefası
Pınar E. Aymaz

aşk dersi.



" Seninle tanışmadan önce her şeyin nasıl sıkıcı olduğunu bilemezsin. Edebiyat öğretmenimiz " Eylem karakterdir. " der. Sanırım bu hiçbir şey yapmazsak hiç kimse olamayacağımız anlamına gelir. Ben de seninle tanışmadan önce bir şey yapmamıştım. Bazen bu aptal ülkede hiç kimsenin bir şey yapmadığını düşünüyorum.
Sen hariç. "



" - Bir daha kimseyle konuşamayacağım.
- Konuşacaksın. Bir gün bir çocukla ya da bir başkasıyla bu şekilde konuşacaksın. Güzel bir günde " güzel bir gün " diyeceksin. Bunu bir başkasıyla paylaşmak isteyeceksin. Bu yine olacak.
- Hayır.
- İnanmak istediğin tek şey bu. "


Moderato Cantabile

Salı

duras!


Moderato Cantabile

- Geri döndün.
- Sanırım sana aşık oluyorum. Nedeni bu. Ama ne söylediğimden hiçbir zaman emin olamam. Asla hiçbir şeyden emin olamam.


Marguerite Duras' ın Moderato Cantabile adlı romanından uyarlanan film Türkçe altyazısıyla beraber buradan  izlenenebilir. 





*
Benim küçük gecemde
Viran olmanın korkusu var.
Kulak ver,
Karanlığın esintisini duyuyor musun?

Furuğ.

Perşembe

trende.



Kitap başladıktan sonraki beş sayfa. Trende öyküsü. Kütüphane. Önce kendine daha sonra bütün çevresine kırgın bir gün. Perşembe.

Ellerimi ve heyecanımı bu mis kitabın baharından koruyabilirsem buraya bu kitapla ilgili daha birçok şey koyacağım. Umarım yani. Okuduğum ve kendime rastladığım her cümleyi her dizeyi, her kitabı artık daha çok içime çekmek istiyorum. Daha çok paylaşmamak üzerine bir hal.

Özellikle Trende öyküsüdür bu kitap. 

Pınar E. Aymaz; hangi gökyüzünün altında yaşıyorsan oraya merhaba...

Salı


Servet- i Fünun Öyküleri / Romanları

" O zaman ben, masamın başına oturdum. Bilinemez nasıl doğuveren bir düşünceyle, size bu mektubu yazdım. Niçin? Ne demek istiyordum? Beklemediğiniz bu mektup, size ne söyleyecek? Üstelik, size kadar nasıl gelecek?

Bilmiyorum, bilmiyorum... Hiçbir şey bilmiyorum. "


Halid Ziya Uşaklıgil - Hepsinden Acı
( Bir Garip Mektup ) 

Cumartesi

bahçe 2.

zeyneb' in tahayyülünde bu adam bahçe' yi anlatan o adam oluyor. dahası için zaz' ın eblouie par la nuit klibine göz atılabilir.



" - Öyle gibi küçükhanım, hiç başlanmaz zaten, özür dilerim, hep yarına bırakılır.

- Ah! Bayım, böyle konuşuyorsunuz. Çünkü bugün sizin için  yarını size unutturacak kadar dolu. Benim için, bugün bir hiç, bir çöl.

- Kısacası küçükhanım, bugün de şunu yaptım diyecek hiçbir şey yaptığınız olmuyor mu?

- Hayır, hiçbir şey yapmıyorum, bütün gün çalışıyorum. Ama o dediğinizi diyebilecek hiçbir şey yapmıyorum. Kendime böyle bir soru bile sormuyorum.

- Şimdi, yine size karşı konuşuyormuş gibi olmak istemem ama yaptığınız ne olursa olsun, şu içinde yaşadığınız dönem ileride bir önem kazanacak, o sözünü ettiğiniz çölü anımsayacaksınız, o çöl göz alıcı bir yoğunlukla kalabalıklaşacak. Oradan kaçamayacaksınız. Başlamadı sanılır ama başlamıştır. Bir şey yapılmıyor sanılır ama yapılır: Bir çözüme doğru gidildiği sanılır ve bir de arkanıza bakarsınız ki, çözüm arkada kalmıştır. Örneğin şu kent, o anda onun değerini yeterince anlamadım. "

Marguerite Duras / Bahçe


Cuma

bahçe 1.



" - Nasıl oldu bilmiyorum, bahçeye girdiğim andan itibaren yaşam dolu bir insan oluverdim.

- Bayım, bilemiyorum, nasıl olur da bir bahçe, daha ilk bakışta insanı mutlu edebilir. "


Marguerite Duras / Bahçe

Blog Listem