(...) Şu saatte yağmurlu caddelerine yansıyan ışıklarıyla, akıp giden insanlarıyla, uzaktan dahi hep sesi duyulan, ışıkları parlayan şehrin içine girmek istedi. İnsanlara çarpmak, pardon demek, yol sormak, minibüslerde para uzatmak, balık almak istedi. O da kalabalıkta yürüyen başlardan bir baş olsun, penceresi ışıklardan bir ışık olsun istedi.





(...)

Cemal kollarını sallamaya çalıştı. Ama bacakları hamur gibi yumuşamıştı. Hemen yanındaki yaşlı meşe ağacına sarıldı. Kabuklar serindi, başını dayadı. Bu meşe dünyada kalan son yakınıymış gibi geliyordu ona. Gözlerini kapadı. Başı dönüyor, dönüyordu. Birden içinden bir sel boşandı. Mangalı devirdi. Bütün bir geceyi korların yanına boşalttı. Tutunduğu meşe ağacının hemen dibine uzandı. Sonrasında çok ama çok hafiflediğini, kötü bir şeylerin bittiğini duydu. Biri, galiba Sabri Bey, kafasının altına minder koydu. Anlayamadığı konuşmalar oldu. Kırçıllı sesin " Islak orası ıslak... " dediğini duydu, sonra bir başkası " Tüü... Benim şapka değil mi ya o? " dedi. Gözlerini açtı. Yıldızlar tepede ve her zamanki yerlerindeydi. Tekrar kapadı. Yaprakların ıslak kokusunu duyuyordu. Bu gece ilk defa rahattı. Gülümsedi. " Siz gidin, uyuyacağım ben burada? "

Şu İnsanlar / Mangal Sefası
Pınar E. Aymaz

Popüler Yayınlar