Ana içeriğe atla

l' amant.



" Oradaydı. Arkadaki oydu. O belli belirsiz şekil, hiç kıpırdamayan gölge... Vapurda ilk karşılaştıkları günkü gibi küpeşteye dayanmıştı. Onun kendisine baktığını biliyordu, kendisi de ona bakıyordu. Artık göremese de yine de siyah arabaya doğru bakıyordu. Sonunda hiçbir şey göremez oldu. Liman silinmişti. Ardından kara.
Bir gece, Hint Okyanusu' nu geçerken ana güverteden aniden Shopen' in bir valsi yükselmişti. En ufak bir esinti yoktu ve müzik gemide dört bir yana yayılmıştı. Gökyüzünün neyle ilgili olduğu bilinmeyen bir buyruğu, Tanrı' nın anlamı çözülemez bir isteği gibi... Ağlamıştı. "




" Dinle... Senden önce acı nedir bilmezdim. Seninle olmak, seninle olmak isterdim ama gücüm kalmadı. Hiç gücüm kalmadı. Ben ölüyüm. Seni arzulamıyorum. Bedenim artık beni sevmeni istemiyor. "


" O akşam anladım. Sadece şunu anladım:
Bir gün annemin hayatını yazacağım. Kadastro memurları tarafından elinden alınan, devlet memurları tarafından soyulan hayatını. Yazmak... Anın ötesinde gördüğüm şey bu, o büyük çölde... Hayatımın uzayıp gidişini gördüğüm o kıvrımların altında... " 




" Savaştan yıllarca sonra, evlenmelerden, çocuklardan, boşanmalardan yıllarca sonra karısıyla Paris' e gelmişti. Ona telefon etmişti, seni vermişti, sesi titriyordu. Sesi titredikçe de Çinli ağzını yeniden buluvermişti. Kitaplar yazdığını biliyordu, ortanca kardeşinin öldüğünü de öğrenmişti. Onun adına üzülmüştü. Sonra ne diyeceğini bilemez olmuştu ama sonunda söylemişti. Her şey eskiden nasılsa öyleydi, onu hala seviyordu. Onu sevmekten hiç vazgeçmeyecekti. Onu ölünceye dek sevecekti. "



Bu blogdaki popüler yayınlar

evli misiniz ya da tunus çok mahremdir.

Evli Misiniz Ya Da Tunus Çok Mahremdir 
Onu ne kadar sevmek bazı sularda Bazı evlerde bazı kayboluşlarda biraz Bakılıp tutulan gibi bir bir ellerin çarşısında Bir tabak, bir örtüye kolunu çarptırarak Oysa her türlü silahlarla biraz sıkıntı Sanırım çok belli bir küçümseme ölü dudaklarında Ya da giderek belki bir avuç susmayla oradan Koşulup aşka yazılmak en iri puntolarla Böyle ansızın işte yetişip sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
Ben ilerlemiş çiçek, biraz başkalık Çok yerli bir gülümseme cami avlularında Gelinip bulmak gibi sonra çocuklar, çocuklarla Bir yüzü, bir korkuyu yıllarca sevişmiş olarak Olarak pek eski bir odanın aşınmış koltuğunda Gidilmiş subaylarla yok, durulmuş gelinlerle toy Aç kapaklı bir kutu, çal çıngıraklı bir saat Yani her sabah uğrayan evlerin çokluğunca Böyle ansızın işte her yerden sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
İyiydim, karşı karşıyaydım bir nihilist bakışıyla Oysa gel uyaklı göz, git konuşmalı bir ayak Olup da olmamak sanki en açık…

batış

Güneştir düşen turuncusuna menekşeler sunarım Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye Çocuklara kekik toplıyan sevgiliye Bir kekik uzatan çocuk anne deyince. Deniz dibinden çatı çeken Çocuk üstüne arkadaş üstüne
Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner Değişmiyen o gençliğiyle sevgili Ölümden sonraki kurtulma gibi Döner döner de gelir karşıma Deniz dibinden çıkan ahtapot ölüleri Eski utanmaları çeker su yüzüne
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin Altın hatıralar hükümetinin Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış Soy utanç soy anış soy sevgi Gel artmaz azalmaz ey sevgi.

Sezai Karakoç