Çarşamba


SIR RABİNDRANATH TAGORE (Hindistan)

1861-1941


...........
Dostum, kalbinin sırrını kendine saklama!
Onu, bana, yalnız bana gizlice aç.
Bu kadar nazlı nazlı gülümseyen sen yavaşça fısılda.
Kulaklarım değil, kalbim duyacak onu.
Gece uzundur. Ev sessiz, kuşların yuvaları uyku ile sarılmıştır. Mütereddit gözyaşları, belirsiz gülümsemeler, tatlı utanma ve acılarla bana kalbinin sırrını söyle.

Çeviri: İbrahim Hoyi

Salı



RAFAEL ALBERTI (İspanya)

1903, -


KARANFİLİN DEĞİŞİMİ

...

2.
Ayrıldım.
Kabuklar kapandı.
Köpüklerin kesin kokusu
Hep çağırdı beni.
Hep beni aradı.
Ayrıldım.
Limon sıkıyorum
bir tabak tuzlu suya.
Seni hep hatırladım.
Hep sana koştum.
Ayrıldım.
Kabuklar hala açılmadı.

3.
Irmaklar kadar buruşuk
çarşafları aradı at.
Beyaz çarşafları
Bir gece için insan olmak istiyorum.
Şafakta çağır beni.
...

4.
Kumru yandı.
Yanılarak
kuzey yerine güneye uçtu,
su sandı buğdayları,
yanılarak
Denizi gökyüzü sandı,
geceyi sabah sandı,
yanılarak.
Senin eteğini gömleği sandı,
senin kalbini yuvası sandı.
Yanıldı.

...

BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR

Ebedi bir sabahta buluşmamız bir daha.
          Ölüler! Hepimiz için yalvarın Allah' a... 


Ziya Osman Saba 



Pazartesi

bande a parte


" Yaşasın.
Yazdı,
damlar örtüsüne gerek yok
filmler ağaçlara karışır
yatsıların azarlayarak geçtiği
dublajın tanış sesleri
ben şu,
sen o olacaksın kesin...
Yalnız,
bir büyüsek,
ne zaman?
sormak istemem. "


Füruzan


hazır yeri de gelmişken birazcık bahsedeyim bu filmden. bande a parte, şehrin telgraf direklerine ikinci kez tırmanmak gibi bir şey oluyor. muntazaman. bunu ilk kez kelebeğin rüyası' nda yaşamıştım. aslında bande a parte, kelebeğin rüyası' ndan önce izlediğim bir filmdi ama o duygu ilk kez kelebeğin rüyası' nda yaşanmıştı işte...
yukarıdaki giftin filmi, godard' ın en şahanesi şuradan izlenebilir.

hiç canım yanmaz.


bazı şarkıları nasıl dinlediğimizi iyi ki kimse bilmiyor.



Pazar


...
incirin pürtüklü gövdesini, dağlayan sütünü
göz kapaklarının zarından boğazına
akıtıyor gibidir
düşünürken sevdiği kadını
" bir zalimi sevmekle bu yürek "
zalim övgüdür şimdi şarkıda
dil ne garip
ne varsa dil;
unutma.

Füruzan

Cumartesi




RESİM

(...)

Gün etkiledi beni. Yüzü gittikçe
kararmakta.
Hep yağmur yağıyor,
durmak bilmiyor rüzgar.
Konuşmak değil, görmek istiyorum.


Kavafis




PAUL CELAN ( Avusturya )
1920 - 1970




YARI GECE

Yarı gece. Düş hançerleriyle çakan gözlere saplı.
Bağırma acıdan: Çuha gibi dalgalanıyor bulutlar.
Bir ipek halı, aramızda dokunmuş, dans için karanlıktan
karanlığa.

Yonttular bize kara kavalı canlı ağaçtan ve geliyor şimdi rakkase.
Deniz köpüğünden örülü parmakları batırıyor gözümüzü:
hala ağlamak mı istiyor biri burada?
Hiçbiri. Böyle dönenip kendinden geçmiş ve yükseliyor ateşli 
davul sesleri.

Yüzükleri fırlatıyor bize, yakalıyoruz havada hançerlerle.
Evlendiriyor mu bizi böyle? Çınlıyor cam kırıkları gibi ve
biliyorum yine:
sen ölmedin
mor ölümü.


Çev. : Yüksel Pazarkaya



Salı



" ...

Tramvay çanlarının arasından
bir avuç ak badem çocuk gülüşü
çarpıyor
yüzlerine.

... "

Füruzan
Lodoslar Kenti

insan okuduğu bir şiir kitabının ardından alıntı defterine düşen dizeleri niçin bu kadar çok kıskanır, niye kıyamaz onlara, buraya bile yazmaya kıyamaz ama niçin, aklım almıyor ... füruzan' ın lodoslar kenti' ni çok sevdim, hiç kıyamam. bu post, anlatmak ve hissetmek istediklerimin kıyısı bile değil. yine bir nefes darlığına kavuşuncaya kadar okumanın tam dünyasındaydık ya da.




Pazartesi

" o dilini unutmaz. "



...

çok beğendiği birinin sakallarıyla ağlıyor ki
içine doğru;
benim yurdum, benim iklimim, benim insanlarım
gerikalmışlığın giydiği yoksa bir baykuşun
geceleri mi?

...

Füruzan
Lodoslar Kenti

Perşembe



AŞKLAR İÇİNDE

...
  
sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
bildiğim bir şey varsa
o kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
unutup birden zamanı ve yeri
onunla bir günü kutluyorum coşarak
onunla bir günü kutluyoruz sanki.


Edip Cansever

Cuma



...
Bütün malım mülküm
Ellerim ayaklarım
Ve gözlerim.

Kupkuru bir kuyudayım ki
Yusuf' u özlerim.


Rüştü Onur

Pazar




ANLAT BANA

Senin doğduğun kentleri anlat bana
Seviler postala virane peronlardan
Ve mendilimi kanlı kanlı
- ve mendilimi ellerinde unuttuğum!

Senin doğduğun kentleri gönder bana
İnsanlarını çileli çilesiz bir yığın.
Alkol kokan dudaklarımla küfredeyim
rezil dünyalılara...

Gözlerimi istiyorum senden
gözlerimi
- gözlerinde mıhlı!..

Senin doğduğun kentler uzak can
Sondan başa doğru yaşamak
Geberesi kalbimin eyleyebildiği...

Gelebilmek hele gelebilmek
- bozkır ayazının altında
Müşkül can çok müşkül
olanları nakletmek sana!

buralardan iyilik sağlık
Senin doğduğun kentleri anlat bana. 


Yaşar Bedri



Cuma



AYRILIŞ

Gün batıyor, gün batıyor,
Veda etsem hepinize.
Ufuk kanlı bir denize
Dönüyor, sizi bıraksam.
Gün batıyor, gün batıyor
Evimi, eşyamı, paramı
Nem varsa yaksam ve bir an
Kaybetsem kara bir duman
Arkasında hafızamı,
Koşsam, koşsam, koşsam,
Koşsam...


Ahmet Muhip Dıranas

Perşembe

KELEBEĞİN RÜYASI







Rüştü Onur 22 yaşında, Muzaffer Tayyip Uslu 24 yaşında ölmüşler, veremden. Rüştü Onur ismini sanırım filmden bağımsız olarak ilk defa bir şiir antolojisinde yahut şiir incelemelerinin herhangi birinde görmüştüm. Şu yukardaki dizeler beni çok mutlu etmişti. Rüştü Onur " Şükret Allah' a çocuğum / Mademki günler kısa. " diyordu. Sonra bu filmdeki Rüştü Onur...
Kelebeğin Rüyası ve bu iki ölüm bilgisi - ve şüphesiz dahası, dahası - ömrüm boyunca aklımın sızısında yaşamı içmeye, ölümü ve gitmeyi özlemeye yardım edecek.

Film, fragmanından daha etkileyici değildi. Ya da tam tersi ama fragmanı her izlediğimde ağlayasım ve sevinesim geliyordu. Ondan mı böyle düşündüm, bilmiyorum.

Mezar taşı sahnesine yazılan o kelime, Kıvanç' ın ürkek ayrıntıları, Mert Fırat' ın o kendine has sevimliliği neydi ama... 

Tüm ekibin ve yıllarca hazırlanan senaryonun, şu bahar kokan fotoğrafların güzelliğine sağlık!



Pazar




ADAM

O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?


Haydar Ergülen

ZAZ - Éblouie Par La Nuit


Cuma




Mekik yerine mızrağımı kullanırdım
Geçerdi sırmalardan ıssız ormanıma.
Bir parçası olurdu o ceylanın ansızın
Sonra ateşler yakardım, aşk vardı çünkü,
Kulübeme, ormanıma ve yağmuruma ekleyip
Sevinçle uğraşmıştım dokumaya çünkü.


Ülkü Tamer



KENT


Başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedim.
Bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
Sanki bir hükümle yazgılanmış her çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
Daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
Nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın.

Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın
aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
Nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.

(1910)
Konstantinos Kavafis

Perşembe

kurtarmak bütün kaygıları.




KURTARMAK BÜTÜN KAYGILARI


Sularsa akmak birgün birgün birgün
Birgün dağlara çıkmak birer birer dağlara çıkmak birgün
Çıkmak çıkmak birer birer birgün dağlara dağlara birgün
Birgün birer birer dağlara
Ah nasıl dağlara birgün
Ey birgün
Çiçek açmak birgün
Dağlara dağlara birer birer dağlara

Otları büyütmek birgün
Birgün köyler kentler yıkanık damlar geri dönmek birgün
Birgün yeni dönmek
Birgün dağlara çıkmak birer birer çıkmak çıkmak
Su yürümek güneş bilmek
Yeniden orda otlarda orda yeniden orda orda
Bitkin birgül bulmak ve geri dönenler birgün
Ey yorgun atlar, sayı bilmiyen çocuklar
Ey bütün hazır elbiseciler ey,
Birgün olmak, küskün keşişlerden olmamak birgün
Dağlara dağlara çıkmak dular köprüler sular birgün çıkmak
Eski kaba arabalardan inip birgün çıkmak
Dağlara dağlara dağlara başka hiç
Birgün dağlara.


Turgut Uyar

Çarşamba



" Çünkü her şey bir kere olur. "



FUGUE


Kilden bir tebessümle
Kızılcık lekeleriyle gitti
Saat sekiz

Saat sekizde
Sakızlı bir rüzgara
İncir ağaçlarına gitti

Ben de pil aldım, yün aldım
Deniz suyunun kurumuş tuzlarını aldım
Kollarım üşümesin diye

Fugue sahte bir ebediyettir
Güvercin sesli bir kedi, minyatür pembesi
Ama kirpik taranteli bırakınca
Sadece müzik kalır
Sadece sen. Saat sekiz

Saat sekizde, dünyanın bütün hırsızları
Ağaçlara çıkmalı
Kırmalı kavanozlarda saklanan bulutları
Büstlerin sivri burunlarını
Kollarım üşümesin artık, saat sekiz.


Pelin Batu

akşam.




OĞUZ ATAY.

Salı

Electric Litany ~ A Time (Never Be Late)




bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır.


" Bana bir şey söylemek düşmez. "

(...)

" Oysa açtım. Sevmeye ve sevilmeye. Yaşadıklarımı düşündüm... Küçük Osman olduğum günleri... Hayatın içinde kirlenenler, benim saflığımda, masumiyetimde yıkanırlardı. Yanağımı sıkarlardı, başımı okşarlardı. Seni kaçırsam benim oğlum olur musun? derlerdi. Şimdi büyüdüm... Küçük Osman başkalarına aitti. Ama artık kendime aitim ve tek eksiğim sevgiydi. Mete ile yollarımızın burda kesişmesi kimsenin hatası değildi ama bedelini ödemek bana düşmüştü işte... "




evet evet, gün' e ve bana gösterdiği rüyalara ihtiyacım var.
bence bu duygu, bu şey herkesin ihtiyaç duyması gereken ve henüz hiç kimsenin o ülkenin, o gözlerin, o rüyaların yokluğundan bile haberdar olmadığı bir şey de.

hamiş: salı günü öylesine bir gün değildir millet! :)


REKLAMLARDA YAŞAMA


Hep çocuk kalacak o
Elinde ekmek gülen çocuk
Bu çocuğun ilerisi yok
Bu çocuk ne iyi ne neşeli

Bir işi yapmak için geldi
Bütün çocukların bir anı onda
O anı yakalamak için
Anneler anne olurlar

(1961)

Sezai Karakoç

Pazartesi






PİNGPONG MASASI


.............................................
Beyaz iplik sert iplik ve tak tak
Yuvarlak top küçük top ve tak tak
Pingpong masası varla yok arası
Ben ellerim kesik varla yok arası
........ Öpücüğüne eyvallah ve tak tak
Beraber sinemaya ... evet ... ve tak tak
Pingpong masası varla yok arası

Öküzün gözü ve dananın kuyruğu
Kadifekale ve Sen nehri
Ha Sezai ha pingpong masası
Ha pingpong masası ha boş tüfek
Bir el işareti eyvallah ve tak tak
Gözlerin ne kadar güzel ne kadar iyi
Ne kadar güzel ne kadar sıcak
Tak tak tak tak tak tak tak

(1954, Bahar)

Sezai Karakoç

Pazar

bir tereddütün romanı 2.



" - Ben, dedi, okuduğum kitabın kahramanlarını sevmek isterim; onları dostum farz ediyorum, hep kendileriyle beraber yaşıyorum ve yanımdan ayrılmalarını istemiyorum. Onun için bir kitabın kahramanını... Hatta pek çok sevmeliyim. Senelerce aynı kitabı tekrar tekrar okuduğum vardır. Öyle bir kitap okuyayım ki bütün hayatımda bıkmadan hep onu okuyayım. "

" - Bence kitap demek, bir defa okumak için yazılan şey değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört tane okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap. Nasıl diyeyim... içinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi? Bir musiki parçası gibi... Her vakit başka başka eserler okuyanlar iki üç günde bir dostlarını, evlerini, vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi? "

" Başta mahut ' Verther ' misali. Arkasından mahut vecize: " Ne kadar insan Verther' i okuduğu için intihar etmiştir. "
Kıssadan hisse: " Genç kızlarımızın kütüphanelerine dikkat etmeliyiz. "

" Bir taraftan da buhranın bu kadar uzun sürmesine şaşıyor ve ümitleniyordu. "

" Muharririni tanıdıktan sonra Mualla bu kitabı günlerce okuyamadı. "

Peyami Safa






RUBAİLER

1.

Çocuklar bana kalırsa yoklar
Yok çocuk falan yok öyle şey
Hayal edilmiş ekler olacaklar
Ailelerin melankolileri için

2.

Evde ne kadar şapka varsa
Geçmiş günlerin başarısı kini
Çocuklar kullanışlı hale kor
Oyun içinde de olsa hepsini

3.

Doktor istemem Annem gelsin
Yataklar denize atılsın
Çocuklar çember çevirsin
Ölürken böyle istiyorum


(1961, Haziran)

Sezai Karakoç



" uzaktan bakıyorsam / aşkından kaçıyorsam / anla biraz beni / benden önce birisi / görmüş sevmişse seni / hakkın yok sevmeye beni... "

Cumartesi

sabun yası



SABUN YASI

I.

Kadın azaltır çocukları için
Kullanmasını yabancıları genç gördükçe
Adam konuşurken eli kaybolur kızlarla
Neden getirmeyi unutmasın

Nişanlı sabun demesini
Bilmeyenlere denir

Ben yaşarken kirli
Ne kirli adamlar vardı
Yıkadılar sonra anladım
Ölü olduğumu

II.

Yıkadılar sonra anladık ölü olduğunu
Alıp götürdük gelin gibi öğleyin
Kesip durduk resimlerden geyikleri
Kuşları balıkları eski çiçekleri

Nişanlı ölü nedir
 Bilmeyenlere denir

Dalgın bir vaktinizde
Bozmayasınız diye geleneği
Taşlara bağladığımız
Siz yunmuş ölüleri

Ne aşkı ne neşesiyle
Dünya
Onmakta bizi
Gelin gömün bari

(1957, Eylül)

Sezai Karakoç
Gün Doğmadan

of not being a jew



" Dostlarının eşiğine varınca başlıyor senin 
senin diasporan.
Herkesin bahanesi var, senin yok
Günahlı bir gölgenin serinliğinde
Biraz bekleyebilirsin, daha sonra
Burada kalamazsın, başa dönemezsin.
Ama dön.
Eve dön, şarkıya dön, kalbine dön!
Şarkıya dön, kalbine dön, eve dön!
Kalbine dön, eve dön, şarkıya dön!

Eve dönmek
kendime sarkıntılık etmekten başka nedir?
Orada, arada bir beni yoklar
İntihara ayırdığım zamanlar. "


Cuma



" Şükret Allah' a çocuğum,
Beklenilen rahmet ve bahar
Gelecektir nasıl olsa
Şükret Allah' a çocuğum,
 Madem ki günler kısa. "


Rüştü Onur



Ahmet Kaya - Hep Sonradan




" acıyla, hüzünle ve umutsuzlukla çoğaltarak,
  günbegün
  bilinmedik bir aşkı. "

metin altıok / çakıltaşları


" bir yüzük yaptım sana güvercin teleğinden.
  bir yüzük bükerek hoşçakal sözcüğünden... "

metin altıok

bahçe.



" Gerçekte insanlar mutluluğu kolay kaldıramazlar. Mutlu olmak isterler elbet ama bir kez onu elde ettiler mi bir başka rüyaya kapılır, kendilerini yiyip bitirirler. "

" Niye söylüyorsunuz bunları, yoksa gidiyor musunuz? "

" Hayır küçük hanım, sözlerimin yanlış anlaşılmasını istemiyordum, hepsi bu. "

" Birden öyle bir konuştunuz ki, sanki bütün bu konuştuklarımızla ilgili bir sonuç çıkartmak istiyorsunuz sandım, sizi kalkıp gitmeye zorlayan bir şey varmış gibi. "

" Hayır küçük hanım, hiç acelem yok. Size, sizi tamamen onayladığımı söylüyordum; ayrıca bakın bir kez daha söylüyorum, size boyuna yeni ve değişik işler yüklemelerine razı olmanızı pek anlamadığımı ekleyecektim sözlerime. Sözü hep buraya getiriyorum, özür dilerim,  bu işte çalışmanızı gerektiren nedenleri anlamış olsam bile, bunu kabul edemiyorum. Çekindiğim... Şundan çekiniyorum, günün birinde bunlara yeter artık diyebilmek için, daha bir sürü angaryayı kabul etmeniz gerektiğini sanıyorsunuz. "

" Ne zaman olacak bu? "

" Hayır küçük hanım, hayır. Hiçbir şeye, hiç kimseye bizlerin kişisel değerlerimizi ödüllendirmek görevi verilmemiştir, özellikle gölgede kalmış, bilinmez değerlerimizi. Bizler terk edilmiş kişileriz. "


bu denli umut etmekten kurtulmaya değmez.

" Her şey olabilir küçük hanım, hiçbir şey olmaz derken bakarsınız oluvermiş. Milyarlarca insan arasından, sizin beklediğiniz şey başına gelmemiş tek kişi yoktur. "

" Korkarım siz benim ne beklediğim konusunda yanılıyorsunuz bayım. "

" Demek ki ben yalnız beklediğinizi bildiğiniz şeyden değil, beklediğinizi bilmediğiniz şeyden de söz ediyorum. Bilmeden beklediğiniz, pek acelesi olmayan bir şeyden. "

" Evet, ne demek istediğinizi anlıyorum, bunu hemen şimdi beklemediğim doğru. Ama nasıl anladığınız bunu, lütfen söyler misiniz bayım? "

" Öbürlerini nasıl anladımsa öyle. "

" Beklediğimi bilmem gibi mi? "

" Onun gibi. Hiç bilmediğiniz bu şeyleri nasıl anlamalı? İster birdenbire gelsin, ister yavaş yavaş. Gelişi ancak fark edilebiliyor. Geldikleri zaman da şaşırtmıyorlar çünkü her zaman zaten onlara sahip olunduğu sanılıyor. Bir gün uyanacaksınız ve olan olmuş olacak. "


Marguerite Duras
Bahçe

Salı



" baygındım / ölüydüm / yüzüyordummorbirsuda/
gözüm kapalıydı / konuşmuyordum /
oyunbitmezki / diyordumvezireçıkıyordum / 
vezirleribenimdiyeşillerin / almıştım /
alıyordumartık / karşıkarşıyagelmiştik /
oyunbitemezkibitemezkibitemezki. "


Bilge Karasu
Göçmüş Kediler Bahçesi

Pazartesi

Alfred Stieglitz, A Snapshot Paris, 1911


" Evet, her şey çürüyor, her şey... İnsanlar da çürümeyecekler mi? Eylül' de sanki bahara tahassür eden melül bir teravet, sanki üzerine çöken kışın kendini mahvetmek isteyen hazanın rağmına payidar kalmak, tekrar bahar olmak mücadelesi vardır. Fakat bunun için, muhtaç olduğu şeylerden mahrum olduktan başka, kendisinde de mukavemet kalmamış ve tabiat bunu anlamış gibi acı bir melal ve tefekkürle, üzerine çöken tenhalığın, matemin hatem-i merareti ile düşünüyor. Sanki ne kadar uğraşırsa uğraşsın, ne kadar mukavemet ederse etsin, kışın galebe edeceğini, artık her şeyin ve her ümidin bittiğini, buna tahammül lazım geldiğini anlamaktan mütevellit bir fütur ile giryandır. Ne renk, ne rayıha...
İşte yapraklar ölüyor, oh her şey çürüyor...


Mehmet Rauf 
Eylül 

Blog Listem