Ana içeriğe atla

bir kış günü öğleden sonra.

Marguerite Duras


" Size bunu iletecek sözcükleri unuttum. Biliyordum ama unuttum işte. Ve sizinle burada, bu unutulmuşluk içinde konuşuyorum. Öyle görünmeyebilir ama ben, kendini bütün varlığıyla bir insana, bu insan dünyada üzerine en çok titrediğim insan da olsa, bir insana verebilecek kadın değilim. Kimseye yar olmaz benden.
Size bunu anlatmak için seçip bir kenara koyduğum sözcükleri şu anda bulmak isterdim. Bulacağım da galiba. Ne diyordum, biliyor musunuz? İnsan, kendisine her zaman bir yer, durun bakalım, neydi; evet, o. Bir köşe, tamam, bir köşe ayırmayı bilmeli. Yalnız kalmak ve oradan sevmek için kişisel bir köşe. Neyi seveceksin, kimi seveceksin, nasıl, ne kadar? Zaman. Önemi yok bütün bunların. Sevmek için bir yer, durun bakayım, evet, kendinde kendi için bir bekleme köşesi ayırmalı insan bir aşkı, görünürde kimse olmasa da, bir aşkı ve yalnız aşkı beklemek için. Sizin bu bekleyiş olduğunuzu anlatmak istiyordum size. Hayatımın dış yüzü, o hiç görmediğim yüzü sizsiniz artık. Ve bendeki bilinmeyen olarak kalacaksınız ben ölünceye dek. 
Bana yanıt vermeyin, yalvarırım size.
Beni bir daha görmekten umudunuzu kesin. "


Marguerite Duras
Bir Kış Günü Öğleden Sonra / Emily L.




Bu blogdaki popüler yayınlar

evli misiniz ya da tunus çok mahremdir.

Evli Misiniz Ya Da Tunus Çok Mahremdir 
Onu ne kadar sevmek bazı sularda Bazı evlerde bazı kayboluşlarda biraz Bakılıp tutulan gibi bir bir ellerin çarşısında Bir tabak, bir örtüye kolunu çarptırarak Oysa her türlü silahlarla biraz sıkıntı Sanırım çok belli bir küçümseme ölü dudaklarında Ya da giderek belki bir avuç susmayla oradan Koşulup aşka yazılmak en iri puntolarla Böyle ansızın işte yetişip sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
Ben ilerlemiş çiçek, biraz başkalık Çok yerli bir gülümseme cami avlularında Gelinip bulmak gibi sonra çocuklar, çocuklarla Bir yüzü, bir korkuyu yıllarca sevişmiş olarak Olarak pek eski bir odanın aşınmış koltuğunda Gidilmiş subaylarla yok, durulmuş gelinlerle toy Aç kapaklı bir kutu, çal çıngıraklı bir saat Yani her sabah uğrayan evlerin çokluğunca Böyle ansızın işte her yerden sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
İyiydim, karşı karşıyaydım bir nihilist bakışıyla Oysa gel uyaklı göz, git konuşmalı bir ayak Olup da olmamak sanki en açık…

batış

Güneştir düşen turuncusuna menekşeler sunarım Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye Çocuklara kekik toplıyan sevgiliye Bir kekik uzatan çocuk anne deyince. Deniz dibinden çatı çeken Çocuk üstüne arkadaş üstüne
Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner Değişmiyen o gençliğiyle sevgili Ölümden sonraki kurtulma gibi Döner döner de gelir karşıma Deniz dibinden çıkan ahtapot ölüleri Eski utanmaları çeker su yüzüne
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin Altın hatıralar hükümetinin Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış Soy utanç soy anış soy sevgi Gel artmaz azalmaz ey sevgi.

Sezai Karakoç