Ana içeriğe atla

KELEBEĞİN RÜYASI







Rüştü Onur 22 yaşında, Muzaffer Tayyip Uslu 24 yaşında ölmüşler, veremden. Rüştü Onur ismini sanırım filmden bağımsız olarak ilk defa bir şiir antolojisinde yahut şiir incelemelerinin herhangi birinde görmüştüm. Şu yukardaki dizeler beni çok mutlu etmişti. Rüştü Onur " Şükret Allah' a çocuğum / Mademki günler kısa. " diyordu. Sonra bu filmdeki Rüştü Onur...
Kelebeğin Rüyası ve bu iki ölüm bilgisi - ve şüphesiz dahası, dahası - ömrüm boyunca aklımın sızısında yaşamı içmeye, ölümü ve gitmeyi özlemeye yardım edecek.

Film, fragmanından daha etkileyici değildi. Ya da tam tersi ama fragmanı her izlediğimde ağlayasım ve sevinesim geliyordu. Ondan mı böyle düşündüm, bilmiyorum.

Mezar taşı sahnesine yazılan o kelime, Kıvanç' ın ürkek ayrıntıları, Mert Fırat' ın o kendine has sevimliliği neydi ama... 

Tüm ekibin ve yıllarca hazırlanan senaryonun, şu bahar kokan fotoğrafların güzelliğine sağlık!



Yorumlar

Kendi Blogumda da paylaştım ama hiç birşey anlatamadım. Aklıma geldikçe hüzün kaplıyor içimi.. Film mis gibi şiir kokuyordu.. bu kokuyu seviyorum.

Bu blogdaki popüler yayınlar

evli misiniz ya da tunus çok mahremdir.

Evli Misiniz Ya Da Tunus Çok Mahremdir 
Onu ne kadar sevmek bazı sularda Bazı evlerde bazı kayboluşlarda biraz Bakılıp tutulan gibi bir bir ellerin çarşısında Bir tabak, bir örtüye kolunu çarptırarak Oysa her türlü silahlarla biraz sıkıntı Sanırım çok belli bir küçümseme ölü dudaklarında Ya da giderek belki bir avuç susmayla oradan Koşulup aşka yazılmak en iri puntolarla Böyle ansızın işte yetişip sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
Ben ilerlemiş çiçek, biraz başkalık Çok yerli bir gülümseme cami avlularında Gelinip bulmak gibi sonra çocuklar, çocuklarla Bir yüzü, bir korkuyu yıllarca sevişmiş olarak Olarak pek eski bir odanın aşınmış koltuğunda Gidilmiş subaylarla yok, durulmuş gelinlerle toy Aç kapaklı bir kutu, çal çıngıraklı bir saat Yani her sabah uğrayan evlerin çokluğunca Böyle ansızın işte her yerden sana gelmek Seni bu kadar sevmek suç ve ceza.
İyiydim, karşı karşıyaydım bir nihilist bakışıyla Oysa gel uyaklı göz, git konuşmalı bir ayak Olup da olmamak sanki en açık…

batış

Güneştir düşen turuncusuna menekşeler sunarım Gece artık hiç dönülmeyecek yerlerdeki o sevgiliye Çocuklara kekik toplıyan sevgiliye Bir kekik uzatan çocuk anne deyince. Deniz dibinden çatı çeken Çocuk üstüne arkadaş üstüne
Güneştir düşen yeşilinde bir yüz döner Değişmiyen o gençliğiyle sevgili Ölümden sonraki kurtulma gibi Döner döner de gelir karşıma Deniz dibinden çıkan ahtapot ölüleri Eski utanmaları çeker su yüzüne
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin Altın hatıralar hükümetinin Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış Soy utanç soy anış soy sevgi Gel artmaz azalmaz ey sevgi.

Sezai Karakoç