Perşembe

Kalben - Sadece




melek'le sarı odamda divana uzanarak lambayı kapatmıştık. sadece çalıyordu. melek ağlamaya başlamıştı. sonra ben de. perdeleri almıştık evim için.

onu yeniden gurbete yollamıştım.

ilçemde deniz vardı.

kulaklıklar kulağımda.

eskiyen her şeyin üstünü kalın çizgilerle, sonsuz çizgilerle karalamıştım.

iyi ki gitmişim.

herkes gitti çünkü.

ama melek' in gözyaşlarına dokunamamak.

biri beni üzse, abla bir daha nerde göreceksin, derdi. yarı hüzünlü yarı gülümser bakardık birbirimize.

salıncaklarda kahkahalarımız.

pasta ısmarlayışlarımız.

melek beni üzenleri göremiyorum artık.





berkant' la kalben' in ayrılmasına hala çok üzülüyorum.

Pazartesi


" Tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var.
Anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım.
 Ve şimdi yazmaya karar vermişsem bunun tek nedeni kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir. "

Pazar


" dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana
dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya. "


Cuma


yazmadığım o öykünün başlığı geldi aklıma. burda saat 2.35.
sen şimdi ne güzel.
bugün yoğun bir gündü.
onun mutfakta yemek yaptığı vakitleri, akşamları kaldıramıyorum ilk kez ağladım. defalarca mutfağı temizledim. oysa o bana yardımcı olmak istiyor. yorulmamamı istiyor. dizlerim. en çok dizlerim ağrıyor.
paul' un makaronları geldi.
herkes uzakta. herkes. ailem bile.
demek ki her şey herkesten saklanabilir.
yarın, bunları hatırlamasam.
ama öyle doluyorum ki.
günlerce tek bir cümle yazamadım.
oysa sadece yazarak öpeceğim yokluğumu.



Nil İpek - Belki Alışman Lazım






Cumartesi



Bugün doğum günü partisine giderken otobüste s. ile karşılaştım.
onun varlığına alıştım, sık sık bir araya gelemeyecek olsak da.
aynı yaşta olduğumuzu öğrenince mutlu oldum.
ilk ikimiz ayrıldık partiden sonra. her yerde bir yalnızlığım var.
yağmurda ağaçları kokladım.
ayrıldık, yollarımıza devam ettik.
otobüste rilke' nin malte breuer brigge' ini açtım e kitaplardan. derine gömülmüş çocukluk, dedi anılar dedi rilke. bir kez daha anılar. anılarımın artık kurgu olduğunu düşünüyorum. gerçek hayatta hiç yaşamamış olduğum uzun sancılı kurguların içinde kaldım. yıllarca. gerçek bile değildiler. ama ben...
sonra durakta indim. londra bugün yağmurluydu. durağa inince bir müzik sesi geldi, gülümsedim. hafif yağan yağmurda turuncu çoraplı genç bir adam dans ediyordu. nostaljik, hareketli bir parçaydı. etrafta yağmurdan dolayı onu izleyen hiç kimse olmasa da dansına devam ediyordu. burayı bir kez daha sevdim. gülümsedim.




Cuma

Karsu-jest oldu





evliliğimizin ikinci yılına denk gelen karsu konseri, ne güzelsin. aydınlığımsın bu sabah.




Çarşamba







fonda sevim burak' ın sır öyküsü var. benim için.

hayatın kendisini yaşamak istediğim çok oldu fakat bunları hep yendim, diye başlıyordu, değil mi.

her şey, eskisinden daha uzakta ve korkarım ki yaşamak bunun adı.




Mahmut Orhan - Save Me feat. Eneli





ilk dinlediğimden beri kalbim bu şarkının ellerinde atıyor.

adsız'a ad oldun.




Işıl German - Aşkın Kederi






Perşembe

Jehan Barbur - Güzel Adam







saçlarımla yıkarım yüzünü

rüzgar gelip beni almadan

dağlara sorsam söyler mi gerçeği

uzaklar duyar mı sesimi? 

Pazar

çok yalnızım anne.



" Üç cümle yazabilmek için üç sokak gezmek gerekmiyor. 
Ama bir iki sokakta tökezlemek kesinlikle gerekiyor.
Hele sokaklar, yarattığınız, kendi sokaklarınızsa. "



Pazartesi

pessoa.



" yazarken, ölmüş çocuğunu kollarında sallayan deli bir kadın gibi kendimi sallıyorum. "


bilinmeyen bir kadının mektubu.




" elinin değdiği kapı tokmağını öptüm, dairene girmezden önce fırlatıp attığın bir puro izmaritini çaldım ve onu dudakların değmiş olduğu için artık kutsal bir nesne saydım. akşamları belki yüz kez bir bahane icat ederek odalarından hangisinde ışık yandığını görmek, böylece de senin varlığını, o görünmeyen varlığını daha bir bilerek hissetmek için aşağıya, sokağa koşardım. "

Perşembe

edip.



dizlerinde kalırsın bir akşam vakti
soluklarına uğrarsın,
kısılmış gözlerine
geçersin geçersin geçersin
gökteki tek yıldızdan üşüyerek 

Cuma

hür...





Arınmış kimseyi bulamayacağını bilerek yaşa.
Elimizden kayıp gidenleri düşün. Hayat budur.
Gönlünü ferah tut. Herkes kadar sen de örselenmişsindir ama örselenme ölçüsünde sevemezsin. Tanrı değiliz. Kimseye ait olmayan hortlak bir sevginin o gözü dönmüş şatafatı yok bizde; bir mucizenin dölü değiliz; pişmanlık yok diyorsun belki de çok iyi gizlenmiş acıların, korkunç bir iç patlamanın dölüsün, nereden biliyorsun?
Bak, kendini ne kadar anlamsız bir yoklukla yüceltmişsin, ne kadar özensiz, ne kadar aylak, ne kadar hain, ne kadar saf, ne kadar güzelsin.



hiçbir aşk hiçbir ölüm




Annesinin uzaklara gideceğini ve geri gelmeyeceğini söylüyor.
Uzaklara kocaman gemilerle mi, kara trenlerle mi gidiliyor baba? Biz de gidelim öyleyse, biz neden gitmiyoruz?
Uzaklardan bakıyor babasının gözleri, çok uzaklardan. Onun söylediklerine inanmıyor Halise. 
Uzakları düşünüyor. Uzaklar neresi, diye düşünüyor. Günlerce, aylarca düşünüyor bunu ve dönmüyor annesi.
Onun kokusunu özlüyor, gizlice yatağının içine giriyor uyumak için ama kokusu da yok artık, o da uçmuş.


Perşembe

londra, mart ve kar.


Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar çok kar yağmış Londra' ya.
Bense burada birinci yılıma girmişim her ne kadar öyle hissedemesem de. Kar kendisini burada sevdirdi bana. Çok şeyden uzak.
Ait olduğum insanın yanında.
Dün gece pencereyi açtım. Karı izledim. Sessizce kıvrılan sokağı ve sokak lambalarını.


Cumartesi

bir ah daha.

photo: erika kuhn


Yıllardır ilk kez ağladım.
Herkesin savaşta ölmüş olduğunu hayal ettim. İnsanları özledim.
Bir insanım olsun istedim. İnsansızım dedim defalarca. 



Az önce Mart ayında gerçekleşecek olan Zeytinburnu Öykü Festivali' nin  tanıtım videosunu izledim. Çok başarılı bir tanıtım videosu olmuş. Yukarıdaki cümlelere denk gelince içimi tarifsiz bir duygu kapladı. Defalarca dinledim. Gözlerim doldu. Merak ettim, arattım. Yıldız Ramazanoğlu' nun Derin Siyah isimli kitabından bir öykünün cümleleriymiş.

Çarşamba

" ne mutlu yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlere. "





Yol kenarına atılmış çocukluğumun cesedine ağlarken hissettiklerim.

huzursuzluğun kitabı




Çiçeklerle çevrili, karanlık bir göl gibi güneşin altına uzansam, altın rengine boyansam. Gölgelerin içindeyken bireyciliğin yaşamdan hiç ama hiçbir şey beklememek anlamına gelen soyluluğuna erişsem. Dünyalar dönüp dururken çiçeklerden bir toz bulutu gibi olsam, bilinmedik bir rüzgarın gün biterken havalandırdığı, alacakaranlığın uyuşukluğunun rastgele yere bıraktığı, daha geniş şekillerin içinde seçilmez olan bir bulut. 
Ve bunu sevilmeden ve üzülmeden ama güneşin parlaklığından, yıldızların uzaklığından çıkardığım kesin bir bilgiyle yapsam.
Bunların dışında hiçbir şey olmasam, hiçbir şey istemesem... Karnı aç dilencinin ezgisi, kör insanın şarkısı, bilinmeyen bir gezginin bıraktığı bir nesne, çölde yüksüz ve amaçsız yürüyen birkaç devenin bıraktığı izler...

*

Güneş zihinde batar.

*

Ölürcesine okuyorum. Ve klasiklerin, sakinlerin, acı çekseler bile bunu asla söylemeyenlerin, bana kendimi kutsal bir yolcu gibi hissettirenlerin dünyasında ---

*

Ben, genellikle kendi derinliklerimde bile henüz tasarlanmamış eylemlerin, dudaklarımı uzatırken aklıma bile getirmediğim sözcüklerin, tamamına erdirmeyi umursamadığım hayallerin kuyusuyum.



Cumartesi



tavan arasına kaçan çocuk
erik ağacından görünen göğü düşünür
akşamın acısı içine çökünce
uyur

benim küçük bir kedim vardı
ahmak bir ayak ezdi
benim en güzel çocukluğumu
ahmak bir ayak ezdi

ağaçların arasında unutulan çocuk
yapraklarda güneşi görür
ve hareli denizlerde
gezdiği günü düşünür

küçük kedim bana sürün
kediler ağlamaz
çöp tenekelerinde ölür

sıska kediler
damlardan çok mezbelelerde görünür

küçük kedim
molozlu sokakların ağır uykusundan gerin
bilirim ki sen
bu çöplükten değilsin
benim gibi garipsin
ikimizin de unuttuğumuz
kuşları bol
ağaçları bol bahçelerdensin
koca duvarlı sokaklarda sıkılmışsın
ve canından bıkmışsın



Perşembe


Tepelere doğru. Tek başıma.
Korkuyu unutmuş. Yol sizi nereye götürürse. Yolu kaybettim diyordum, karanlık garip bir haz duyuyordum. Yolumu kaybetmeye ihtiyacım vardı. Evet, dağılıp gitmeliydim. Nereye?
Temmuzda ay ışığı solgun aydınlığı ile yol gösterdi, beni mezarlığa götürdü. Tepelerde. Mutluydum.
Dört bir yanımda serviler, alçak gönüllü mezar taşları; hayat gelip geçer, ölüm kalıcıdır, böyle mi yazıyordu, ay ışığında pek seçemedim. Uydurmuş olabilirim. Oysa hayat sahiden gelip geçiyor. Ötelerde ışıklar belirdi.
 Göz kırpıyorlar. Birden, mezarlığın ortasında, o yasemen ağaççığı, silme çiçekli. Elbette çocukluğum. Anneannem için dua ettim; bir yaz gecesi, yasemenleri açmadı diye üzülmüştü. O zaman tutturmuş olmalıyım: Handan Sarp dün gece intihar etti.




Worakls - Blue ( Jimmy Sax live)

güne çiçek bıraktıran. güneş hiç eksilmesin.